
[gallery ids="16370"]
Merhaba kıymetli arkadaşlarım!.
Bugün sizlerle Alanya'da görev yaptığım yıllarla ilgili ilginç bir hatıramı paylaşmak istiyorum. Tahminen 2000'li yılların başı. Alanya'da ilk yıllarım. İlçe merkezinde görevli olduğum okulda ders yılı birkaç gün önce başlamıştı. Bir hafta sonu, kırtasiyeci bir arkadaşın dükkanında oturup sohbet ediyoruz. Biraz sonra kapının önünde yüksek modelli bir Mercedes araba durdu. İlkokul çağında olduğunu tahmin ettiğim 10-12 yaşındaki kızıyla birlikte bir kez tesadüfen karşılaştığım temiz giyimli, kravatlı-gömlekli ve 35-40'lı yaşlarda biri hızla dükkana girip selam verdi.
Cebinden çıkardığı,yanındaki küçük kızına ait olduğunu tahmin ettiğim ilkokul ihtiyaç listesini kırtasiyeci arkadaşa uzatıp hepsi de''markalı ürünlerden olsun ama biraz acele olsun'' dedi.. Arkadaşımız,ihtiyaç listesini hazırlarken bu kişi bana dönerek: ''Merhaba hocam,nasılsınız?Sizi daha önce bir yerde görmüş ve biraz sohbet etmiştik.Ama en az 2-3 yıl geçti aradan. Hatırladığım kadarıyla buradaki hatırı sayılır bir lisede öğretmendiniz,ancak sizinle bir daha görüşemedik''dedi..
Çay içtikten sonra ihtiyaç listesi hazırlanmış ve kasada ödeme işlemi de bitmişti. Bana şimdilik müsaade diyerek yanımdan ayrılan bu kişi kızını arabaya bindirdikten hemen sonra koşarak yanıma geldi. "Hocam,elbette okulunuzda ayakkabısı eskimiş, ceketi solmuş veya bir kaç kitabı eksik öğrenci vardır. Size zarf içinde, ben gidince bakmanız kaydıyla bir miktar para bıraksam, bu parayla onların bazı eksiklerini tamamlar mısınız? Lütfen kabul edin, çünkü benim biraz acelem var..'' diyerek hızla yanımdan ayrılırken şöyle demişti: Benim ismimi bilmeniz şart değil,beni şöyle hatırlayınız. ''Param çok, dostum çok. Param yok, dostum yok.'' Ben de bu sözlerden sonra isminiz nedir? Ne iş yaparsınız? diye soramadan hızla arabasına binip gitmişti.
Hatırladığım kadarıyla zarfın içinde o yılların kıymetli parası olan 2000-2500 TL arası bir para vardı. Bir kaç gün içinde spor ayakkabısı olmadığı için beden eğitimi dersine girmekten çekinen, o yıllarda ithal olarak gelen yabancı dil kitap setini ekonomik sebeplerle satın alamayan, arkadaşları karşısında boynu bükük durumdaki 2-3 öğrenciyi bulup bu parayı kullandım. O dönemde cep telefonu yaygın olmadığı için bu kişinin adını ve adresini almadığıma da çok pişman oldum. Aslına bakarsanız, aklımda kalan ve biraz da atasözlerimizi çağrıştıran sözü kayıt gerektirmiyordu.
Aradan uzun yıllar geçti. Bir hafta sonu arabamın periyodik bakımını yaptırırken tamirhane yanındaki hurdacıya eski bir motorsiklet kasasına bağlı plastik sebze ve meyve kasası içinde ezilmiş hurda metal getiren bir kişi geldi. Bu kişi hurdaları tarttırıp verilen parayı gömlek cebine koyduktan hemen sonra beni hemen tanıdı."Merhaba kıymetli hocam.. Beni belki zor hatırlarsınız ama yine de bir ipucu vereyim'' dedi. Ben de elbette kıymetli kardeşim dedim. Cevabı şu oldu: ''Param çok, dostum çok..Param yok, dostum yok'' Acaba beni bu sözlerden sonra hatırladınız mı hocam?
