DOLAR 31,2121 % -0.04
EURO 33,8746 % -0.01
STERLIN 39,5555 % -0.1
FRANG 35,5155 % -0.07
ALTIN 2.041,25 % 0,03
BITCOIN 1.898.482 7.006
izmir escortescort konyaankara bayan escortümraniye escortPendik escortKurtköy EscortKadıköy EscortKartal EscortBostancı EscortManavgat escortgaziantep escortgaziantep escortBahçeşehir Escorthttps://goldlightjewels.com/konya escortankara escortvdcasinobets10bahsegel10 girişMatadorbetataşehir escortMarsbahismarsbahisSpace Fortuna CasinoikimisliJackpot Bob CasinoBaywin Güncel GirişMebbismarsbahisonwinjojobetmarsbahisimajbetcasinovaleholiganbetbetkomtrendyol indirim kodu

İBRAHİM DİNÇ: “İSTİKLÂL ŞAİRİMİZ MEHMED ÂKİF ERSOY 1873 / 1936”

Yayınlanma Tarihi : Güncelleme Tarihi : Google News
İBRAHİM DİNÇ: “İSTİKLÂL ŞAİRİMİZ MEHMED ÂKİF ERSOY 1873 / 1936”
  • İstiklâl şairimiz Mehmed Âkif Ersoy’u vefatının 87’inci yıldönümünde rahmetle ve minnetle yâd ediyoruz.

 

(I873 FATİH – SARIGÜZEL MAHALLESİ – 27 ARALIK 1936 BEYOĞLU MISIR APARTMANI)

Bir millet için en karanlık günler, o milletin istiklâlinin tehlikeye düştüğü günledir. İstiklâl şairimiz Merhum Mehmed Âkif, o zor ve karanlık günlerin içinde yaşamış bir kahramanımızdır. Genç nesiller kahramanlarını tanımalı ve onların yaşayış biçimlerini örnek almalıdır.

  • Satırlarımı okumaya başlamadan evvel İstiklâl şairimiz Mehmed Âkif’i rahmetle ve minnetle yâd ediyorum.

Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,

İslâm’ı uyandırmak için haykıracaktım.

Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak,

Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!

 

Haykır! Kime, lâkin? Hâni sahipleri yurdun?

Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım?

Feryâdımı artık boğarak, nâ’şını tuttum,

Bin parça edip, şi’rime gömdüm de bıraktım.

 

Seller gibi vâdîyi eninim saracakken,

Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.

Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;

İnler, ”Safahat’ımdaki hüsran bile  sessiz.”

 

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,

Günler şu heyûlâyı da er, geç, silecektir.

Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma,

Sessiz yaşadım, kim beni nerden bilecektir?

 

Şu hususu asla unutmamak gerekir.  “Her gazâ, güttüğü dâvâdan alır kıymetini…”

Mehmed Âkif, bundan böyle, sadece bir şâir olarak incelenmekle kalmayacaktır. Bu güne kadar hiçbir şâire nâsib olmayan, hayranlık derecesine varan bu sevginin felsefesi yapılarak, bayraklaşan idealinin rûhu işlenecektir.

Âkif Bey’in şahsiyetini ve bütün eserlerini derin bir ehliyet ve vukufla araştırma faaliyetlerine kendini vakfeden, âdeta Âkif Bey merhumun ruh ve gönül ufuklarımızda yeniden ihyasına kafilesalar olan, O’nun edebî şahsiyetini ve kişiliğini bizlere tanıtan değerli aydınlarımıza enderin kalbi şükranlarımızı arzediyoruz.

Âkif Bey’in en yakın dostları olup, O’nun fikir ve dâvâsını nesillere sönmeyen bir meş’ale gibi dosdoğru intikal ettiren “M.Ertuğrul Düzdağ, Ali Ulvi Kurucu, Hasan Basri Çantay, İhsan Efendi, Eşref Edip, Midhat Cemal Kuntay, Mahir İz, Fuâd Şemsi, Nureddin Topçu,, Ali Nihat Tarlan” gibi merhum üstâdlarımızı bu vesileyle rahmetle yâd ediyorum.

Merhum üstâdlarımız ve bütün ‘Akif Bey’i sevenler müsterih olsunlar ki, ‘belki dünden daha da büyük bir iştiyakla’ imanlı gençlerimizin gönüllerinde Akif Bey mefkûresi bir nur meş’alesi olarak ışık vermektedir.

-Zaferlerin en şereflisi insanoğlunun gönlünü fethetmektir…

Ne bahtiyarlıktır ki, cennet vatanın her köşesinde Âkif’i yâd edenler, hep Allah’ın yüce ismini anan diller ve O’nun ilâhi aşkıyla yanan gönüllerdir.

Ali Ulvi Kurucu Bey duygularını şöyle terennüm ediyor:

Bir şâire, Peygamberimiz, himmet ederse,

Mahkûm edemez hâdiseler ruhunu ye’se…

Hicrânzede leylâsını gurbette bulur da,

İmdâdâ koşar, ufku mezarlar dolu yurda…

 

Âkif bu büyük hasreti ruhunda yaşattı,

İlhâmına sonsuzluğun eb’âdını kattı…

Coştukça denizler gibi hisler can evinde,

Yanmıştı bütün varlığı, imân alevinde…

-Bülbüller sazda, güller niyazda, herkes namazda, Hakk’ı zikreyler…

Arif Nihat Asya’dan:

Şi’rin, bizi yazmıştı hayâtında senin!

Millet, baba kaybetti vefâtında senin!

Hâlâ okuruz ağlayarak kendimizi,

Ey ölmemiş Âkif, Safahât’ında senin!

İstiklâl Marşı’mızın ve Safahat adlı büyük destanımızın şâiri Mehmed Âkif Ersoy 27 Aralık 1936 günü akşamı vefat etmişti. Bu sene vefatının 87’inci yılında bulunuyoruz.  1873 yılında doğmuştu. 63 yaşında bulunuyordu. Hastalığı ilerleyip de öleceğini anlayınca, şöyle demişti:

-Ne mutlu bana, Peygamber’imin yaşında öleceğim…

Rahmetli üstadımız Osman Yüksel Serdengeçti’nin 1982’de yazdığı şu satırlar çok           manidardır:

“Acaba hangi kelime, hatta isim, anam babam da dahil, bana Âkif’in ismi kadar dokunuyor! Hiçbiri…Hiçbir kimse bu vefalı memleket evlâdı kadar bende sevgi ve saygı uyandırmamıştır. O, gönüllerimizin rakipsiz sultanıdır. “O’na ‘Bizim Âkif’imiz” diyoruz. Tıpkı “Bizim Vatanımız” der gibi.

1873 yılında Fatih semtinde Sarıgüzel Mahallesinde doğdu ve yine 27 Aralık 1936, Pazar günü akşamı, saat 19.45’te Beyoğlu’nda Mısır Apartmanı’nda vefat etti.

İstiklâl şairimiz, Lirik ve Epik İstiklâl Marşımızı ve Çanakkale Şehitlerine adlı epik şiirimizi SAFAHAT adlı eserine almamıştır. Nedeni sorulduğunda ise; “O şiirler benim değil milletimindir” demiştir. Güzel ahlak sahibi, fikir adamı, büyük ve önemli bir şahsiyet, halkımızın arasında çevresine ışık saçan bir ışık gibidir.

Babası, zamanın meşhur ilim merkezi olan Fatih medreselerinde müderris bulunan ve çocukken Arnavutluk’tan gelmiş olan Mehmet Tahir Efendi (Vefatı: 1888’dir.), annesi ise aslen Buharalı bir ailenin çocuğu, bir Veli kızı Emine Şerife Hanım’dır (Vefatı: 1926’dır.).

4 yaşında eğitime başlayan Âkif merhum, 11 senelik bir tahsil sonunda mülkiye idadisini (Lise) bitirdi. O sırada yeni açılan Halkalı Baytar Mektebi’ne girdi ve dört yıl okuduktan sonra, 1893’te okulundan birincilikle mezun oldu. Bu suretle yirmi yıl sürecek olan meslek hayatı başlamıştı. İlk dört senesini vazife merkezi İstanbul olmakla beraber ’Rumeli, Anadolu ve Arabistan’ da dolaşarak geçirdi. Mesleği icabı halkın her tabakasıyla yakından temas etti. Memleketin her tarafındaki içtimâi vaziyeti gördü. Bu durum O’nun, vatanın ve milletin dertlerini tespit etmesini sağladı. Halkı ve memleketi iyi tanımış bulunması, bir fikir adamı olarak, isabetli görüş ve kararlara varmasında çok faydalı oldu.

Babasının yakın alâkası sayesinde daha küçük yaşlardan itibaren, dini ve edebi bilgilerde, Arapça ve Farsça’da hızla ilerleyen Mehmed Âkif, tahsil hayatı boyunca daima sınıflarının birincisi olmuştu. Çeşitli sporlara meraklı olması ve ondört yaşından itibaren yağlı güreş yapmaya başlamış bulunması, O’nun ilim ve fikir sahasında ilerlemesine engel olmamıştır. Fatih’ten Halkalı’ya yürüyerek gidip gelirdi; koşar, yüzer, gülle atardı. İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçmişti. Bu sağlam ve zinde hali, Mısır’da hastalandığı son yıllara kadar devam etmiştir.

Şiirlerinde aruz veznini ustaca kullanan edibimiz, Yahya Kemal Beyatlı’dan sonra aruzu en ustaca kullanan bir edebî şahsiyet olarak kabul edilir.

Safahat genel başlığı altında yayınladığı şiir kitaplarına onbin mısralar tutarındaki eski şiirlerinden hiçbirini almamıştır.

Baytarlığa başladığı ilk yıllarda bile, mesleğinden çok, şairliği ile tanınan Mehmed Âkif, öğretmenlik hayatına da edebiyat sahasında başlamış ve öylece devam etmiştir. İlk olarak 1906 yılında Baytar Mektebi’ne ‘Kitâbet-i Resmiye’ hocası tayin edilen, 1908 ‘den sonra ise Edebiyat Fakültesi’nde öğretmenlikleri bulunan Mehmed Âkif Bey, son olarak, Mısır’da bulunduğu sırada, Kahire Üniversitesi’nde Türkçe hocalığı yapmıştı.

Osmanlı aydınları, 1908’de meşrutiyetin ilanı ile işlerin düzeleceğini ve vatanın, dertlerinden kurtulduğu bir devrin başlayacağını ummuşlardı. Fakat kendilerini, üstüste gelen harpler ve felaketler içinde buldular.

İçeride cinayetlere kadar varan parti kavgaları ve dışarıdan düşmanların bitmeyen hücumları… Trablusgarp, Balkan ve Birinci Cihan Harbi ile on yıla yakın devam eden bir savaşın sonunda İstanbul’a kadar gelen düşman gemileri ve son sığınak olarak kalan Anadolu’nun da işgalinin başlaması…

1908’den sonra yayınlanmaya başlayan Hasta, Küfe, Seyfi Baba gibi şiirlerinde sosyal ve insanî dertleri ele alan Mehmed Âkif’i bütün bu olaylar, yurdunun felaketi ve milletinin acılarıyla haykıran bir ızdırap şairi; halkını birleşmeye, dayanmaya ve savaşa çağıran bir fikir ve cihad adamı haline getirmiştir.

O, bütün İslâm âlemini ve bu âlemin başı olarak gördüğü Türkiye’yi, hürriyetine kavuşturmak ve yükseltmek için düşünen ve çırpınan bir vatan fedâisi olmuştu.

Başyazarı bulunduğu, Sebîlürreşâd dergisini Millî Mücadele yıllarında Ankara, Kastamonu ve Kayseri’de yayınlanmış, yazılarıyla millete cihâd ruhunu uyandırmıştır.

İstiklal Harbi’ni idare eden Birinci Meclis’e Burdur mebusu olarak katılmış, bu savaşın marşını yazarak onunla âdeta bütünleşmiştir.

Birinci Meclis’in sona ermesinden sonra İstanbul’a dönen Mehmed Âkif, 1923 yılından itibaren, büyük fikir adamı Said Halim Paşa’nın kardeşi büyük insan Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak, kışları Mısır’da geçirmiş, 1925 sonundan itibaren ise, devamlı olarak orada kalmayı uygun bulmuştur.

Bilindiği gibi Mehmed Âkif, istiklâlini vermeyen ve hür kalan tek İslâm devleti olan Türkiye’nin, bundan sonra, öteki esir Müslüman milletlerin uyanması için çalışacağı ümidini beslemekte idi. Yeni  kurulan devletin tamamen Avrupa’ya dönerek İslâm âlemini terketmiş olması, O’nun kabul edebileceği bir şey değildi. Bu yüzden, İstiklâl Marşı’nda bağlılığının derecesini haykırdığı vatanını terkederek, Mısır’da inzivaya çekilmiştir.

Son yıllarında çok az şiir yazan ve Kur’ân meâli üzerinde çalışan Mehmed Âkif, 1936 yılında hastalanarak Türkiye’ye dönmüş ve aynı yılın sonunda vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Şehitliğindedir.

Safahat’ı teşkil eden yedi kitabın baskı tarihleri ile Mehmed Âkif’in tashihinden geçen son baskılarına göre ihtivâ ettikleri manzume ve mısraların sayısı şöyledir:

Safahat (1911,1918,1928/44 şiir, 3084 mısra)

Süleymaniye Kürsüsünde (1912,1914,1918/Tek şiir, 1002 mısra)

Hakkın Sesleri (1913, 1918, 1928/10 şiir, 482 mısra)

Fâtih Kürsüsünde (1914 İki baskı, 1918,1924 /Tek şiir, 1692 mısra)

Hatıralar (1917, 1918,1928/10 şiir, 1314mısra)

Asım (1924, 1928/Tek şiir, 2292 mısra)

Gölgeler (1933/41 şiir

Safahat: “Safhalar, devreler, dönemler” ve biraz geniş bir mânâlandırma ile “görünüşler, manzaralar”demektir. Son baskılarına göre, Safahat’ta 11.240 mısra tutan 108 manzume bulunmaktadır.

Akif’in ahlâkını, uzun yıllar kendisiyle beraber bulunan Eşref Edip Bey’den dinleyelim:

“Azimliydi, cesurdu, cemiyetçiydi, vefâkârdı, mertti, mütevaziydi, sözünün eriydi, yalan en nefret ettiği bir hasletti, kendisine iltifattan hiç hoşnut olmazdı, hür fikirli ve müsamahakârdı, eskiye kayıtsız bağlı değildi. Yeniye de körükörüne taraftar değildi.”

-Âkif sadece bir köşeye çekilip düşündüklerini ve duyduklarını yazmakla kalan bir şair değildi. Aynı zamanda doğru bildiği şeyleri yapmaya çalışan, hareketlerini, samimi duygularına uygun düşürmeye uğraşan, bir cemiyet adamı idi.

-Söze büyük kıymet verirdi. Verdiği sözü kat’iyyen yerine getirirdi. Meğer ki ölüm yahud ona yakın bir mâni zuhur ede. Sözünü tutmayanlara insan nazarıyla bakmazdı.

-Çocukluğundan beri mertliğe meftundu. Acze düşmüş adamdan intikam almayı mertliğe aykırı görürdü.

-Çok mütevazi idi. Gösterişi hiç sevmezdi. Sırası gelmeyince ilmini bile açığa vurmazdı.

-Çok azim sahibi idi. Bir kere birşeye azmetti mi, artık onu yapmak mesele değildi.

-Vefakârlığı müstesna derecede idi. Dostluğuna bi hakkın güvenilirdi. Vefâsızlık, nazarında en büyük namertlik idi. O, yalnız insanlara karşı değil, Allah’ına, Peygamber’ine, milletine, vatanına da vefâkârdı.

-Yalan nedir bilmezdi. Her sözü doğru idi. Hiç kimse müddet-i ömründe onun bir kere olsun yalan söylediğini görmemiştir. Yalan söyleyenlere çok kızardı.

-Halkın ızdıraplarına alâka gösterirdi. Halk sıkıntıda iken zevk ve sefahat içinde yüzenlere müdhiş hasım kesilirdi.

-Çok hür fikirli ve müsamahakâr idi. Geniş düşünürdü. O’nun müsamaha etmediği yalnız bir şey vardı: Dini.

-Eskiye kayıtsız bağlı değildi. Yeniye de körükörüne taraftar değildi. Düsturu şu idi: ”Eski, eski olduğu için atılmaz, fenâ olursa atılır. Yeni, yeni olduğu için alınmaz, iyi olursa alınır.

Sahipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır…

Nasıl tahammül eder, hür olan esaretine?

Kör olsun ağlamayan, ey vatan felâketine…

Abbas Halim Paşa, çok yüksek ahlâklı bir zat idi. Sanki Âkif kendisine lûtufta bulunuyor gibi davranır ve şöyle dermiş:

“Âkif ne zaman olsa bir Abbas Halim bulur; fakat ben bir Âkif bulamam. O benim için bir talihtir… Bu vesile ile Merhum Mehmet Âkif’i ve tüm kahramanlarımızı rahmetle ve minnetle yad ediyorum.

  • İdrak edeceğimiz yeni yılda akan kanların durması, mazlumların  zarar görmediği, sevgi ve barışın egemen olduğu bir dünya özlemiyle…

YORUM YAP