BIST 100
14.429,55 0,25%
DOLAR
48,6051 0,10%
EURO
56,3840 -0,23%
GRAM ALTIN
6.797,20 0,90%
BITCOIN
76.984,00 -0,34%
FAİZ
39,83 0,18%
GÜMÜŞ GRAM
100,07 0,84%
GBP/TRY
65,6897 -0,09%
EUR/USD
1,1591 -0,18%
BRENT PETROL
101,14 -4,87%
ÇEYREK ALTIN
11.113,10 0,90%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
10 °
  • ANASAYFA
  • GENEL
  • İNSAN RUH SAĞLIĞI ALANINDA GÖRÜNMEYEN YETKİ VE YETERLİLİK TARTIŞMASI

İNSAN RUH SAĞLIĞI ALANINDA GÖRÜNMEYEN YETKİ VE YETERLİLİK TARTIŞMASI

Resim1
Anadolu Yakası Haber
  • İnsan Ruh Sağlığı Alanında Görünmeyen Yetki ve Yeterlilik Tartışması: Peki Alınan Her Sertifika, O Alanda Hizmet Verme Yetkinliğini Kapsıyor mu?
  • NESLİHAN BAKİ - UZMAN SOSYOLOG - AİLE DANIŞMANI

Bu yazıda aile danışmanlığı yönetmeliğini somut bir örnek olarak ele alıyorum; asıl tartışmak istediğim konu ise insan ruh sağlığına, ilişkilerine, bilinçaltına ve karar süreçlerine temas eden tüm danışmanlık, terapi ve benzeri uygulama alanlarında sertifika, yetki ve mesleki yeterlilik arasındaki sınırın ne kadar açık olduğudur. 2012 tarihli ve 28401 sayılı Gerçek Kişiler ve Özel Hukuk Tüzel Kişileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Açılacak Aile Danışma Merkezleri Yönetmeliği halen Bakanlığın da özel aile danışma merkezlerinin temel düzenlemesi olarak referans verdiği mevzuattır. Bakanlığın güncel açıklamalarında da merkezlerin bu yönetmeliğe göre, İl Müdürlüğüne başvurarak ve valilik onayıyla açıldığı belirtiliyor. Yönetmeliğin 14. maddesine göre aile danışmanı olabilmek için öncelikle şu lisans alanlarından birinden, en az dört yıllık lisans mezunu olmak gerekiyor: Sosyoloji, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sosyal hizmet, tıp, hemşirelik veya çocuk gelişimi. Bunun üzerine en az 300 saat teorik + 150 saat uygulamalı olmak üzere toplam 450 saatlik eğitim gerekiyor; uygulamanın en az 30 saati süpervizyon eşliğinde olmalı. Bu eğitim programının da Milli Eğitim Bakanlığı, YÖK veya üniversitelerden biri tarafından uygun görülmüş olması da gerekiyor. Programı başarıyla tamamlayıp sertifika alan kişi, yönetmelik kapsamında aile danışmanı unvanını alabiliyor. Buraya kadar her şey net ve mevzuatla sabit. Benim dikkat çekmek istediğim nokta ise daha farklı: Bir uzman ya da özel bir marka, kendi eğitim programını düzenleyebiliyor ve çoğu zaman bu programa katılan kişiye eğitimi tamamladığını gösteren bir sertifika veriyor. Ancak “Eğitimi tamamlayarak bu sertifikayı almaya hak kazanmıştır” ifadesi, tek başına o kişinin mevzuatta tanımlanan aile danışmanlığı yeterliliğini kazandığı anlamına gelmez. Burada araştırılması gerektiğini düşündüğüm husus şudur: Bu tür özel eğitim sertifikaları, bazı kişiler tarafından mesleki yetkinliğin doğrudan kanıtı olarak yorumlanıyor mu; bu belgelerle kendisini “danışman, terapist gibi” tanıtan, ofis açan ya da çevrim içi danışmanlık hizmeti sunan kişiler bulunuyor mu? Eğer böyle bir uygulama varsa, bunun kapsamı ve yaygınlığı açık biçimde ortaya konulmalıdır. Bir sertifika yalnızca belirli bir eğitimin tamamlandığını mı gösteriyor, yoksa kişiye o mesleği icra etme yetkisi mi veriyor? Bir uzmanın kendi markası altında düzenlediği herhangi bir eğitim programından alınan belge, kendiliğinden Yönetmeliğin 14. maddesinde tanımlanan aile danışmanlığı yeterliliğine dönüşmez. O halde bugün, mevzuatta standardı açıkça tanımlanmış aile danışmanlığı alanında, bu standardı gerçekten karşılayan belgelerle yalnızca özel eğitim niteliği taşıyan sertifikaları birbirinden nasıl ayırt edeceğiz? Bugün Türkiye’de kaç kişi Madde 14 kapsamında aile danışmanı niteliğine sahip? Bunların kaçı üniversite programlarından, kaçı MEB izinli diğer programlardan mezun? Kaç kişi aile danışmanlığı adı altında hizmet veriyor? Verilen sertifikaların hangisi yalnızca bir eğitimin tamamlandığını, hangisi mevzuatta tanımlanmış aile danışmanlığı yeterliliğini belgeliyor? Danışmanlık hizmeti almak isteyen vatandaşlar bu ikisini nasıl ayırt edecek ve kimden danışmanlık hizmeti alacağına neye göre karar verecek? Vatandaş, bir sertifikanın yalnızca eğitimin alındığını mı belgelediği, yoksa mesleki yetki mi sağladığı ayrımını gerçekten yapabiliyor ve hizmet alacağı kişiyi buna göre seçebiliyor mu? Bakın, çok ciddi bir şeyden bahsediyorum: Şimdiye kadar kaç aile, kaç insan gerçekte gerekli mesleki yetkinliğe sahip olmayan kişilerden özellikle çevrim içi ortamda danışmanlık hizmeti almıştır?! Bu soru yalnızca meslek gruplarının kendi iç tartışması değildir; doğrudan toplum ruh sağlığını, aile ilişkilerini ve insanların doğru hizmete ulaşma hakkını ilgilendiren kamusal bir denetim sorusudur.

Sizce kaç genç, kaç çift ve kaç aile; bilimsel dayanak, mesleki etik ve yetki sınırları yerine danışmanlık veren kişinin kişisel ideolojisi, dünya görüşü ya da tecrübesiz yorumları doğrultusunda yönlendirilmiş; henüz kendi kararını olgunlaştırmadan “özgürleşme, kendini seçme ya da hayatını yeniden kurma” söylemleriyle geri dönüşü zor kararların eşiğine itilmiş olabilir? Psikoloji, bilinçaltı, ilişki, kimlik ve ruhsal süreçlerle çalışan kişiler danışan üzerinde ciddi bir etki alanına sahiptir. Bu yüzden konu yalnızca “bir eğitim aldı mı?” meselesi değildir. Manevi danışmanlık yaptığını ya da farklı terapi ve danışmanlık eğitimleri aldığını belirterek insanlarla çalışan kişilerin kullandığı dil ve yaptığı yönlendirmeler, toplum ruh sağlığı açısından son derece önemlidir. Çünkü insanın en kırılgan dönemlerinde kurulan bu temas; kişinin algı çerçevesini dönüştürebilir, karar süreçlerini etkileyebilir, kendisini ve yaşadıklarını anlamlandırma biçimini yönlendirebilir ve düşünsel referanslarını yeniden şekillendirebilir. Hele ki kişi, gerekli mesleki yetkinliğe sahip olmadığı halde aldığı sınırlı süreli bir eğitimi kendisine danışmanlık ya da terapi yapma hakkı veren bir yeterlilik gibi sunuyor ve bu konumun sağladığı güveni kötüye kullanıyorsa, ortaya çıkan risk çok daha büyüktür. Çünkü mesleki etik, bilimsel dayanak ve yetkinlik sınırları gözetilmediğinde kişi kendi iç sesini dinlemek yerine karşısındaki kişinin yorumlarını içselleştirmeye başlayabilir. Bu sebeplerle, aslında boşanmayı düşünmeyen bir kişi kendisini boşanma kararının içinde bulmuş olabilir mi? Ya da içeride yaşadığı aidiyetsizliği, kimlik karmaşasını veya ne yapacağını bilememe halini anlamlandırmaya çalışan bir kişi, yeterli ve tarafsız değerlendirme yapılmadan kendisine sunulan açıklamalar doğrultusunda kendisini bambaşka bir kimlik ve cinsiyet arayışının içinde bulabilir mi? Tam da bu nedenle insan zihni ve ruhsal dünyasıyla çalışmak, kişisel kanaat aktarılabilecek sıradan bir alan değildir; ciddi bir mesleki sorumluluk ve yetkinlik gerektirir.

Sonuç olarak, aile danışmanlığı alanında yalnızca eğitim verenlerin değil, bu eğitimlerin sahada nasıl bir mesleki kimliğe dönüştüğünün de izlenmesi gerekmektedir. Çünkü asıl risk, bir belgenin varlığından çok, o belgenin kişiye hangi sınırlar içinde hareket etme hakkı verdiğinin bilinmemesinde ortaya çıkmaktadır. Bugün mevzuat dışında kalan eğitimlerle kendisini bu alanın uygulayıcısı olarak konumlandıran kişiler olup olmadığı, varsa bunun ne ölçüde yaygınlaştığı açık biçimde araştırılmalıdır. Mesleki sınırların belirsizleştiği her alan, hem hizmet alan vatandaş hem de bu işi mevzuata uygun biçimde yapan uzmanlar açısından ciddi bir güven sorunu üretecektir. Bu nedenle tüm insan ruh sağlığı alanında çalışan kişilerin; yetkinlik, yetki ve unvan kullanımının daha görünür, denetlenebilir ve kamuoyu açısından anlaşılır hale getirilmesi artık ertelenmemesi gereken bir ihtiyaçtır.

NESLİHAN BAKİ - UZMAN SOSYOLOG-AİLE DANIŞMANI

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?