İSTANBUL’UN ATEŞLE İMTİHANI…

26 Eylül 2022 0
Fetihten sonra depremlerle yorgun düşen şehrin mimarisi kâgir yapıların ahşap yapılara dönüşmesi ile yeniden şekillenmeye başlamıştır. Deprem korkusu ile alınan karar başka bir felaketi yani yangınları gündeme getiriyordu. İstanbul Osmanlı döneminde birçok kez yanarak tekrar yenilenmek durumunda kalmıştır. Batının Ortaçağ mimarisinin hala ayakta olmasına karşılık bizlerin yüzyıl ötesine giden mimari mirasımızın azlığı bu yüzden olmalı. Fetihten sonra çıkan yangınlar genelde yağların eritilmesi sırasında sıçramasından, evde, işyerlerinde çalışan hizmetlilerin acemiliği kin ve hırsı ile çıkmaktaydı.Kadılar, her evde su fıçısı, bina çatısına yetecek merdiveni şart koşsa da yangınlar için çözüm olmamıştır. Çıkan yangınlar ahalinin çabası ile söndürülmeye çalışılırken bir semtin yok olması ile sonuçlanırmış.

1700 yıllarında aslen Fransız olan bir süre bahriyede hizmet eden Davit yangınları söndürmek için bir tulumba yapar. Devrin sadrazamı Damat İbrahim Paşa bu buluşun yangın söndürmede çok yaralı olduğunu kavramış ve yeniçeri içinde “Yangın Tulumbacıları Ocağı” veya “Dergâh-ı Ali Tulumbacılar Ocağı” kurdurtmuştur. Yangınların söndürülmesinde kulelerin önemi de yadsınamaz. Beyazıt, Galata, İcadiye kulelerinin yangının tespitinde önemli işlevleri vardı. Yangın çıkınca kule zabiti ‘Ağa bir çocuğun oldu!..’ derdi; ağa da sorardı: Kız mı, Oğlan mı?.. Anadolu yakası, Galata, Beyoğlu ve Boğaz’ın Rumeli yakası yangınları “Kız”, asıl İstanbul içi yangınları da “Oğlan”dı .1826 yılında Yeniçeri Ocağının kapatılması ile tulumba gereçleri karakollarda atıl kaldı. Bunun üzerine mahallelerde tulumbacı takımları kurulmuştu. Mahalle Tulumbacılarını anarken Davutpaşa Lisesinde okuyan Yazar Tiyatrocu Ülkü Ayvaz’ı (1955-2016) anmadan geçemem. Ülkü Ayvaz’ın Külhan Beyi Müzikali Abdülhamid döneminden, yani yangın derinde… Gelişime ve ilerlemeye kapalı istibdat döneminin toplum üzerindeki baskısının şiddetle hissedildiği bir dönemi…günümüze tulumbacıların müzikal gösterisi ile anlatır.

Mahalle tulumbacı ekiplerinin Hoca Paşa ( 2 Ağustos 1826 ) yangınında yetersiz kalmaları üzerine tekrar teşkilatlanma gereği hasıl olmuştur.

Tulumbacılar Nizamnamesi yayınlanmış. Karakollarda yaşlı bir zabitin komutasında ‘Asakir-i Mansure-i Muhammediye’ ordusu oluşturulmuştur.

1870 yılında Beyoğlu’nda çıkan ahşap ve kagir binaların da yandığı yangının ardından ise Sultan Abdülaziz,  Macar Ulusal İtfaiye Birliği Başkanı Kont Odeon Szechenyi’yi İstanbul’a davet etmiş ve modern bir itfaiye teşkilatının kurulmasını istemiştir.

Yangınlarla yıkılan, yok olan şehir bu kez 1918 Fatih, Cibali, Altınmermer yangınında yirmi bin ev yanmış. Ülkenin içinde bulunduğu koşullar göz önüne alındığından halktan yardım toplama yoluna gidilmiş ve bu paralarla Mimar Kemalettin tarafından Harikzedegan Apartmanları yangınzedeler için   yapılmıştır. 124 daireden ve dükkânlardan oluşan bu evlerden alınan kiralar halka yardım olarak dönmüştür. Cumhuriyet sonrası bu evler Tayyare Cemiyetine tahsis edilmiş 1985’te ise otel olarak hizmete sokulmuştur. Bu gelişme ile İstanbul Betonarme apartmanlarla tanışmasına vesile olmuştur.

Yangın felaketi hem maddi hem de manevi yaralar açar. Günümüz şartlarında geçmişten gelen deneyimle modern itfaiyemiz 07-24 bizlerin hizmetinde.

Herkese alevlerden uzak mutlu günler dilerim.

19 EKİM 2021 – ATAŞEHİR

reklam
BENZER KONULAR
reklam
reklam