ALİ SERDAR ÇOLAKOĞLU – HOROZ ŞEKERİ…

09 Ağustos 2022 0

Şeker bağımlılığı on bin yıldır devam etmekte. İlk insanın arı kovanına çomak sokarak çıkardığı bal, belki ilk aşırma deneyimi olarak tarihe geçmiş olsa da bu tat onu dört ayaklı olmaktan çıkarıp yükseklerdeki kovanlara ulaşmak için ayakları üzerine dikilmesine neden olmuştur. Ayıların da bu yüzden ayakları üzerinde yürümesi bu tattan olmalı.

Bundan on bin yıl önce İspanya’nın Valencia şehrinde Arana mağarası duvarında kazınmış kovandan bal aşırma resmi bu tatla tanışmamızın tarihini belgelemekte. Anne sütünden sonra aklımıza gelen bu tat bağımlılık yaratmıştır.

Avrupa’nın 11. Yüzyılda Haçlı seferleri ile tanıdığı bu tat önceleri zenginlerin mutfaklarına girdi. Eczanelerde ilaç olarak satılan şeker Kolomb’un coğrafi keşiflerinde yeni kıtayı bulması ile şekillenmeye başladı. Yeni kıtanın iklim koşullarının uygunluğu şeker kamışı ve kahve tarımının dünya pazarlarına ulaşmasını sağladı. İnsan kaynağı ise Afrika insanının köleleştirilmesine neden oldu. Ağzımızın tadı artık acı bir tat alıyordu.

Ben burada sizlere şekerin tarihini anlatmayacağım. Çocukluğumda sokakta satılan şekerlemelerden söz edeceğim.

İlk aklıma gelen horoz şekeri, elma şekeri, mısır patlaklarından oluşan tatlı top, macun, kaynana şekeri, pamuk helva, halka şekeri, nane şekeri, hayat şekeri ve aklıma gelmeyen niceleri…

Saydığım şekerlerin birçoğunun ortak özelliği bir çomak üzerinde satılmasından. Bu özellik insanın arı kovanına çomak sokması ile ilintili olmalı. Günümüzde unutulmaya yüz tutmuş şekerleri anımsayanlar benim gibi atmışını devirmiş delikanlılar olmalı.

Eyüp Sultan ziyaretimizde ve Çarşamba günü kurulan Akbıyık’taki Pazarda satılan horoz şekerleri aklımdaki bu tadın oyuncağa döndüğü anlardı.

Horoz şekeri, iki parçadan oluşan bir kalıba renklendirilmiş şeker şurubunun dökülmesi ve sonra fazlalığın boşaltılması ile oluşur. Düdükte takıldıktan sonra sepetteki yerini alır. Kırmızı, şeffaf görünümdeki bu tadın asıl özelliği düdüğüdür. Düdük öttürülür arada şeker somurulurdu. Satıcılar bu şekeri sepetlerinin kenarlarına iliştirir bir tanesini de öttürerek satış yaparlardı. Bu şirin şekerin hikâyesini öğrendiğimde içinde barındırdığı acıyı da hissettim. Bundan 150 yıl önce Osmanlı-Rus Savaşları sırasında esir düşen askerlerimizin gittikleri yerde öğrendikleri bu şekeri önceleri Erzurum ve Sivas’ta yapmışlar. Günümüzde Ramazan aylarında hâlâ bu geleneği sürdürüyorlar. Bursa, İstanbul, Bergama’da bu şekeri yapan ustalar yeni kuşaklara bu tadı unutturmamaya çalışıyorlar. Fabrikalarda üretilen mısır şurubu ile imal edilmiş renkli şekerlerle mücadele edemese de adlarını hâlâ duyuruyorlar.

Arı kovanının insan tarafından çomaklanması ile başlayan serüven insanın bu tadı kâr amacıyla kötü kullanması ile devam ediyor. Sağlığımızı tehdit eden bu tadı dikkatli tüketmeliyiz.

Ağzınızın tadı hiç bozulmasın… Esen kalınız…

9 AĞUSTOS 2022 ATAŞEHİR

   

reklam
BENZER KONULAR
reklam
EĞİTİM-KÜLTÜR
reklam