AHHH! GÜZEL DİLİMİZ TÜRKÇE…

04 Eylül 2022 0

Türkçe bizim varlık sebebimizdir. Güzel dilimiz, Türkçemiz toplum olarak bizi ayakta tutan harcımızdır.

Duygu ve düşüncelerimizi dilimizle anlatırız.

Günümüzde aydınlarımız, tv ve radyo kanallarındaki spikerlerimiz ve çok değerli halkımız maalesef dilimizi kurallarına göre konuşamıyor ve yazamıyorlar.

Türkçemizi çok güzel konuşan merhum sanatçımız Zeki Müren’in, dilimizin sözcüklerini ne denli düzgün telaffuz ettiğini onun güzel şarkılarını dinleyerek tanık olmanızı tavsiye ederim.

Dil: Bilgilerin ve duyguların bir insandan başka bir insana veya insanlara aktarılması veyahut insanlar arasında anlaşmayı sağlamak maksadıyla kullanılan tabiî vasıtadır. Bu vasıta, ilim adamlarının belirlemelerine göre tahminen beş yüz bin yıl önce kullanılmaya başlandı.

Dilde, insan varlığının toplum içerisindeki yüz binlerce yıllık hayatının zaman süzgecinden geçerek şekillenmiş ve seslendirilmiş kelimeleri vardır. İhtiyaç duyuldukça kelimelere yenileri ilave edilmiş, bu kelimelerin nasıl teşkil edileceği ve cümle içindeki yerlerinin ne şekilde belirleneceği kaidelere bağlanmıştır. Böylece insana, topluma, millet ve kültür varlığına hitap eden çok yönlü sağlam bir sistem hâline gelmiştir. Bu sistem nesilden nesile intikal etmiş ve kendisine has kaideler içerisinde gelişmiştir.

2020 yılında UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilâtı) tarafından yapılan araştırmaya göre Türkçe en çok konuşulan diller arasında, 5.sırada yer almaktadır.

1-Çince, 2-İngilizce, 3-Hintçe, 4-İspanyolca, 5-Türkçe, 6-Arapça, 7-Portekizce, 8-Bengalce, 9-Rusça, 10-Japoca…(Dünya coğrafyasında 300 milyon Türk yaşadığı bilinmektedir. Özellikle; Çarlık Rusya ve Sovyetler Birliği döneminde soydaşlarımız korkunç bir baskı ve asimilasyona tâbi tutulduklarından ana dillerini kısmen unutmuşlardır; Türkçe soydaşlarımızın yaşadıkları veya yaşamaya mecbur edildikleri bölgelerde ikinci dil konumuna düşmüştür. Bu soydaşlarımız dikkate alındığında, yukarıdaki 220 bin eklendiğinde Türkçe İngilizceden sonra üçüncü sıraya yükselmektedir.

Asya kıtasında; Çince ve Hintçeden sonra 3.sırada Türkçe vardır…

Türkçe konuşulan ülkeler şöyle sıralanmaktadır: Türkiye, Almanya, Arnavutlık, Avustralya, Azerbaycan, Bahreyn, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Gürcistan, Irak, İngiltere, İran, İsveç, İsviçre, Japonya, Karadağ, Katar, Libya, Makedonya, Mısır, Moğolistan, Özbekistan, Pakistan, Polonya, Romanya, Rusya Federasyonu, Suriye, Suudi Arabistan, Tacikistan, Tayvan, Türkmenistan, Ürdün, Yemen, Yunanistan…

Alman asıllı Rus Türkoloğu Wilhelm Radloff: “Dünya dilleri arasında, vatan edinilmiş topraklarda, Türkçe kadar yayılmış başka bir dil yoktur” diyor.

Türkçe, Ural-Altay dil ailesinden Altay kolu içerisinde; Mançuca ve Moğolca ile birlikte yer alır. Ural kolunda ise Fin-Ugor ve Samoyed dilleri vardır.

Mançuca: Çin’in kuzeyindeki Mançurya eyaletinde konuşulan dil. Günümüzde Mançuryalılar Çince konuşurlar. Mançu dili ölmek üzeredir.

Fin-Ugor: Macarlar, Finler ve Estonyalılar tarafından konuşulan dildir…

Samoyedler: Sibirya’da yaşayan, Türk soyundan insanlardır. Nüfusu 10.000 civarındadır. İsveç ve Norveç’e göç eden Samoyedler, asimile edilmişlerdir. Samoyed dili de yok olmak üzeredir.

Yılmaz Öztuna’nın ifadesiyle dilimizin bir kabile dili haline gelmesinde hem kütüphanesiz, kitapsız evlerde büyümemizin hem de eğitim ve öğretimde, devletimizin benimsemiş olduğu kısır dil anlayışının büyük tesiri oldu. Evlerimizin % 95’i kitapsız ve kütüphanesizdir. Kitapsız ve kütüphanesiz evlerde büyüyen çocuklarımız; umumiyetle sokak diliyle yetişmektedir, basit kelimelerle konuşmaktadır. Çocuklarımızdaki bu dil kısırlığını, okullarımızdaki ders kitaplarımız da pekiştirmektedir.

Resmi rakamlara göre İngiltere’de, ilkokuldan üniversiteye kadar okuyan çocukların ders kitaplarında 71.000 kelime vardır. Bu rakam Japonya’da 42.000, İtalya’da 30.000’dir. Türkiye’mizde ise aynı devrelerde okuyan çocuklarımızın ders kitaplarında 10.000 kelimenin % 10’uyla düşünmekte, konuşmaktadırlar.

Yine resmi rakamlara göre:

ABD’de 1000 kişiye düşen kitap sayısı 40.000’dir. Federal Almanya’da bin kişiye düşen kitap sayısı 27.000; Fransa’da bin kişiye düşen kitap sayısı 17.000; Japonya’da ise bin kişiye düşen kitap sayısı 10.000’dir. Türkiye’de 2018 yılında, bandrol muafiyetine tâbi yayınlar da dahil olmak üzere kişi başına düşen kitap sayısı 7,18 oldu.

İki örnek daha verecek olursak:

Türkiye’de 49.500 kişiye bir kütüphane, 122 kişiye de bir kahvehane düşmektedir ve 1412 kütüphanemizde 12 milyon kitabımız vardır. Üç buçuk milyon nüfuslu Finlandiya’da ise 36 milyon kitap bulunmaktadır.

8 Ekim 2014 tarihli Hürriyet gazetesinin 24.sahifesinde, okumakla ilgili bir tespit var: Japonya’da, nüfusun % 14’ünün kitap okuduğu belirtiliyor. Türkiye’mizde ise nüfusumuzun binde birinin kitap okuduğu açıklanıyor. Japonya’da bir Japon, bir yılda 25 kitap okuyormuş. Türkiye’mizde ise bir Türk 10 yılda bir kitap bitiriyormuş. Ve biz, bir günde, televizyon seyretmeye beş saat vakit ayırıyormuşuz. Bir yılda kitap okumaya ise sadece altı saatimizi veriyormuşuz. Kitaptan, okumaktan bu kadar çok koptuğumuz için Mehmet Âkif merhum, meşhur eseri SAFAHAT’ta büyük üzüntüsünü şöyle ifâde ediyor:

Ne Kürt elifbayı sökmüş,  Türk okur ne Arab

Ne Çerkez’in, ne Lazın var bakın elinde kitab.

Hülasa, milletin efradı bilgiden mahrum

Lâkin şunu unutmamak lazım: Zaman; zaman-ı ulum!

Mehmet Âkif’in çok doğru tespit ettiği gibi, “Zaman, ilim zamanıdır. Ama gençlerimizin, yetişkinlerimizin, annelerimizin-babalarımızın ellerinde kitap yoktur” diyor.

Bu neden böyledir? Sorunun cevabı basittir. Anneler, babalar, aile büyükleri çocuklarına okuma alışkanlığı kazandıramıyorlar. 60-70 yıl önce anneler babalar arasında okuma yazma bilenlerin oranı bir hayli düşüktü. Aileler fakirdi. Çocuklarına okul kitaplarını ancak alabiliyorlardı. Okul dışı kitaplara kaynak ayırmak zordu Bir nesil böyle yetişti. Günümüze gelince: Gençlere neden okumadıkları sorulduğunda büyük bir bölümü “Eski eserleri, kullanılan kelimeler sebebiyle anlayamıyoruz. Yeni eserler de bizi tatmin etmiyor, zevk alamıyoruz” diyorlar.

Kabahat gençlerimizde değil, kelimelerde de değil. Önceki nesil ile sonraki nesli anlaşamaz hale getiren değişikliklerdir. Dilbilgisi kaidelerine aykırı olarak türetilen, açıkçası uydurulan dangul-dungul ucûbe kelimelerdir.  Bunlar, “Dilimizdeki Dikenlerdir.”

Türkçe karşılığı varken Fransızca ve İngilizceden kelimelerin yazı ve konuşma dilimize yerleşmesini önleyemeyen, bin yıllık kelimelerimizi çöpe atıp yerine milletimizin % 80’inin bilmediği kelimeleri kullanıma süren sorumlular dilimizdeki dikenlerin farkında değiller.

Unutmayalım bu bahis yemek içmek kadar hayati bir meseledir. Eli kalem tutan, her okur-yazar tüm ferdimizin milli bir vazifesidir. Kaidelerine bağlı sağlam bir dil bilgisinden bihaber isek dİnimizi, kültürümüzü, tarihimizi, gelenek ve göreneklerimizi nasıl anlatabilir, gençlerimize nasıl öğretebiliriz?

Not: “Türkçe ağzımızda anamızın sütü gibi helâl ve güzel olmalı” diyen çok değerli Yavuz Bülent Bakiler ve Oğuz Çetinoğlu Hocalarımın birlikte kaleme aldıkları ve mutlaka okumanızı tavsiye edeceğim şaheser “Dilimizdeki Dikenler (Uydurma ve Yabancı Kelimler)” adlı eserinden istifade ederek sizlere sunmaya çalıştım.

 

 

reklam
BENZER KONULAR
reklam
reklam